Bugün hamile olmanın bir başka harika tarafı ile karşınızdayız sevgili okurlar. Bu dönemde sıkıcı kadın kalmıyor, özellikle de kadınlar arasındaysanız. Şimdi renk, dil, din, eğitim, sınıf, mahalle farkı olmadan tüm hemcinslerimizle sonsuza dek konuşabileceğimiz ortak bir konumuz var. Anlayacağınız hamilelik devrimci bir durum.
Hamileyseniz konuşma konusu bulma zorluğu çekmezsiniz. O sıkıcı iş yemeklerinden korkmazsınız örneğin. Az tanıdığın biriyle asansörde geçirilen, ve iki tarafın da ne diyeceğini bilemeden önüne baktığı, bir türlü geçmek bilmeyen saniyeler sorun olmaktan çıkar. Konuşacak konu her zaman vardır. Zaten yeni tanıştıklarımızla da eski dostlarımızla da aynı şeyleri konuşuyoruz bu günlerde, değişik katmanları ile de olsa. Konumuz göbek, veya bebek.
Teknik bilgilerle başlıyor sohbet. Kaç aylık, cinsiyet, ne kadar kilo alınmış sorulur önce, göbek büyüklüğü bir gözle tartılır. Sonra karşıdakinin tecrübe seviyesine göre çeşitli yönler alır konuşma. İlk aylarda bebeği pek düşünen olmuyor, kendimizle ilgileniyoruz. Yeme-içme, kılık kıyafet konusunda ipuçları paylaşılıyor (hafife almayalım lütfen, bu özellikle ilk aylarda çok önemli bir konu).
Zaman ilerledikçe bebek için alışveriş telaşı başlıyor, biberonundan yatağına yüz bin milyon değişik eşya edinmek gerekiyor. Bir de tabi bebeğimiz için en iyisini istediğimizden her bir eşya için uzun internet araştırmaları, forumlarda gezinmeler, ürün tanıtım videoları izlemeler derken uzun mesailer harcamış oluyoruz. Ama yetmiyor, iki kadın bir araya geldi mi bir fikir alışverişi daha yapılıyor. Yeni gelen bilgiler ışığında bütün kararlar yeniden gözden geçiriliyor. Çünkü hiçbirşey bilmiyoruz, karanlıkta devlerle savaşan cüceler gibiyiz, bilinmezlik karşısında çırpınıp duruyoruz. Sonra doğum anılarına geliyor sıra. Hastane hazırlıkları, sancılar, sezeryanlar, dikişler...Bitmiyor sohbetler.
Bütün bunlar olurken yanınızda hamile olmayan ve çocuksuz arkadaşlarınız varsa onların vay haline. Korkarım çoğu bu duygusal ve dengesiz hamile kadınları üzmemek için seslerini çıkarmıyor. Bazıları bir süre dayanıp sonra isyan ediyor. Artık onları çocuk yapmaya ikna edip bataklığa çekmek bizim elimizde. Belki bu uzayan sohbetlerin dışında kalmaktan bıkıp aramıza katılmaya karar verirler diye umuyoruz. Ve konuşmaya devam ediyoruz. Sahi, siz bebeğin yatağını nereden aldınız?
8 Şubat 2013 Cuma
6 Şubat 2013 Çarşamba
Nihayet İnsanlık Öldü*
İnsanlık ölmüş kardeşler, artık hamilelere yer verme kibarlığını yapan kimse kalmamış. Daha önce yazdıklarımı geri alıyorum, yanılmışım. İnsanlar sadece ayaktalarsa hamilesiniz diye size sempati gösteriyorlar. Ancak, onlar oturuyor ve siz ayaktaysanız birden görünmez oluyorsunuz. Bir metrobüs ve çok sayıda metro yolculuğundan sonra bu sonuca varmış bulunuyorum.
Hamileliğimin bitmesine topu topu iki üç hafta kaldı, bir kez bile bu bahaneyle yer kapamadım, ona yanıyorum. Yanlış anlaşılmasın, gayet formumdayım, hamileyiz ama henüz ölmedik yani. İnsanlık öldü, o ayrı.
"Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre , uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık , dün hayata gözlerini yummuştur..." Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar
Hamileliğimin bitmesine topu topu iki üç hafta kaldı, bir kez bile bu bahaneyle yer kapamadım, ona yanıyorum. Yanlış anlaşılmasın, gayet formumdayım, hamileyiz ama henüz ölmedik yani. İnsanlık öldü, o ayrı.
"Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre , uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık , dün hayata gözlerini yummuştur..." Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar
1 Şubat 2013 Cuma
34. Hafta
Bu hafta birinci görevimiz şişmek. Büyüyoruz, büyüyoruz. Bunun harika tarafı artık normal görünme şansımız olmadığı için en doğal güzelliğimizle, hiçbir güzelleşme çabası göstermeden salınmak ortalıkta. Pardon, "salınmak" derken tabii ki ördek gibi yürümeye çalışmaktan bahsediyorum. Yuvarlanmak da diyebiliriz.
Artık insanların tepkileri çok eğlenceli olmaya başladı. Göbeğime takılıp kalıyorlar, inanmaz gözlerle bakıyor, sankı içlerinden "bu halde neden sokağa çıktı?" diyorlar. Neşeyle, sanki sıfır bedenmişim gibi seke seke yürüyüp geçiyorum yanlarından. Fakat o sırada göbeğimi bir yere çarparsam bütün havam bozuluyor, ona dikkat etmek lazım.
Bu haftalarda kıymetini bilmediğim güzelim ikinci trimesterin mutluluğundan eser yok. Fakat bunun da iyi bir tarafı var, kapris yapmak için bahanemiz hazır. E ne yapalım yani, hamilelik dengesiz yapıyor insanı. Asıl üzüldüğüm bu günlerin geçecek olması. Doğumdan sonra bir süre lohusa gerginliği der idare ederiz de, sonra bahane kalmayacak.
Üstelik geçen gün gittiğim bebek bakım dersine göre bu bebekler sürekli alt değiştirme, giydirme, banyo yaptırma, emzirme, gaz çıkarma döngüsü içinde köle gibi çalışmanızı gerektiren yaratıklarmış. Yani hem daha çok ezileceğiz, daha çok yorulacağız, hem de hamile iken bize tanınan ayrıcalıklardan mahrum olacağız. Sorarım size, adalet bunun neresinde? Oysa bebiş şu anda zahmetsizce büyüyor, ağzı var dili yok. Bir taşıma derdi var, ona da bin kere razıyım. Hem böyleyken gerçekleşmeyen beklentilerin hayal kırıklığını yaşama ihtimali de yok. Herşeyin en güzelini hayal edebiliriz, mutlu bir beklenti ve merak içindeyiz. Oysa doğdu mu bitecek bu günler. O zaman gelsin kölelik, gelsin uykusuz günler, ev hapisleri. Gelsin gaz sancıları, huysuzluklar, sebepsiz ağlamalar...
Eh ne yapalım, kaşındık, bu bebişi orada kalmaya ikna etmenin yolu yok. Bizimki hazırlığa başlamış bile, biletini ayırtmış, bavullarını toplamış. Kendisi de pişman olacak, biliyorum. Ama bazı şeyleri yaşamadan bilmenin imkanı yok! Degil mi bebişcik? E gel de gör o zaman...
Artık insanların tepkileri çok eğlenceli olmaya başladı. Göbeğime takılıp kalıyorlar, inanmaz gözlerle bakıyor, sankı içlerinden "bu halde neden sokağa çıktı?" diyorlar. Neşeyle, sanki sıfır bedenmişim gibi seke seke yürüyüp geçiyorum yanlarından. Fakat o sırada göbeğimi bir yere çarparsam bütün havam bozuluyor, ona dikkat etmek lazım.
Bu haftalarda kıymetini bilmediğim güzelim ikinci trimesterin mutluluğundan eser yok. Fakat bunun da iyi bir tarafı var, kapris yapmak için bahanemiz hazır. E ne yapalım yani, hamilelik dengesiz yapıyor insanı. Asıl üzüldüğüm bu günlerin geçecek olması. Doğumdan sonra bir süre lohusa gerginliği der idare ederiz de, sonra bahane kalmayacak.
Üstelik geçen gün gittiğim bebek bakım dersine göre bu bebekler sürekli alt değiştirme, giydirme, banyo yaptırma, emzirme, gaz çıkarma döngüsü içinde köle gibi çalışmanızı gerektiren yaratıklarmış. Yani hem daha çok ezileceğiz, daha çok yorulacağız, hem de hamile iken bize tanınan ayrıcalıklardan mahrum olacağız. Sorarım size, adalet bunun neresinde? Oysa bebiş şu anda zahmetsizce büyüyor, ağzı var dili yok. Bir taşıma derdi var, ona da bin kere razıyım. Hem böyleyken gerçekleşmeyen beklentilerin hayal kırıklığını yaşama ihtimali de yok. Herşeyin en güzelini hayal edebiliriz, mutlu bir beklenti ve merak içindeyiz. Oysa doğdu mu bitecek bu günler. O zaman gelsin kölelik, gelsin uykusuz günler, ev hapisleri. Gelsin gaz sancıları, huysuzluklar, sebepsiz ağlamalar...
Eh ne yapalım, kaşındık, bu bebişi orada kalmaya ikna etmenin yolu yok. Bizimki hazırlığa başlamış bile, biletini ayırtmış, bavullarını toplamış. Kendisi de pişman olacak, biliyorum. Ama bazı şeyleri yaşamadan bilmenin imkanı yok! Degil mi bebişcik? E gel de gör o zaman...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)