hain hamile
14 Nisan 2016 Perşembe
Tam Bir Yıl Sonra
Çocuklar bir yıl daha büyüdü. Herşey daha kolay, daha güzel. A. 3 yaşını bitirdi, E. 1'i devirdi. Çok güzel oynayıp çok güzel kavga etmeye bile başladılar. Belki de biz alıştık bu hayata. Çok önce tecrübeli bir tanıdğımın söylediği gibi, çocuklar büyüyünce eskiden nasıl yaşadığını unutuyor insan, hiç aramıyor üzülmüyor demişti. Bizimli de o hesap. Ben hala unutmadım, ama geri dönüşün imkansız olduğu gerçeğine alışmaya başladım. Hadi itiraf edeyim, hala çocuklar iyice büyüdüğünde gezerim tozarım hobi yaparım belki diyorum. Du bakalım!
26 Nisan 2015 Pazar
Bir annenin en mutlu anı
Sabah güzel bir güne uyanmışssın, hava aydınlık, güneşli. Çocukların (hepsi) mışıl mışıl uyuyor. Bir kahve ve güzel bir müzik eşliğinde canın ne istiyorsa onu yapabilirsin. Hayat bazen güzel olabilir.
Hadi itiraf edelim, çocuklar en çok onlar uyurken seviliyor. Canlarım benim, bak özledim şimdi, uyansalar da sevsem... Şaka şaka:)
Hadi itiraf edelim, çocuklar en çok onlar uyurken seviliyor. Canlarım benim, bak özledim şimdi, uyansalar da sevsem... Şaka şaka:)
11 Ocak 2015 Pazar
Yeteeer!
Kızım A. iki yaşına yaklaştı, ikinci kızımın doğumuna bir, bilemedin iki hafta kaldı. Ben annelik kariyerimde doruklardayım, böyle seri üretime geçerek esas kariyerime sağlam bir darbe indirdim. Yaklaşık 4-5 yıllık yavaşlamadan sonra nasıl toparlayacağım bilemiyorum. Belki de toplamam, bırak dağınık kalsın derim, bakalım.
Şu son iki yılda ben de her küçük çocuk sahibi insanın yaşadığı duruma kapıldım, çıkamadım bu efsunun etkisinden. Tabii herşeyi kitabına uygun yapmaya alışık birisi için bu tuzağa düşmek daha kolay; çocuk büyüdükçe yeni birşeyler öğrenmek gerekiyor. Annelikte hata yapmamak için sürekli araştırma, okuma, sorma soruşturma halindeyiz. Ben bir süre bu durumu ilginç buldum, kaptırdım kendimi. Psikolojiye oldum olası meraklıyım. Sonuçta sıfırdan bir insan yetişiyor, büyüleyici bir süreç bu. Uzun zaman sadece çocuk gelişimi ve psikolojisi kitapları okudum sanırım, hala da ilginç buluyorum bu konuyu. "Bir bebekten katil nasıl yaratılır?" sorusu da hiç aklımdan çıkmıyor. Okumaya ve düşünmeye devam etmeli bu konuyu, ona değer.
Ama şu anneler! Bence artık biraz fazla olmaya başladık, hep birlikte...
Son zamanlarda hayatımda azalan renkler ve artan bir monotonluk, içimde bir kuruluk, bezginlik hali var. Biliyorum, bir kısmı memleket havasından, ama belki daha büyüğü de bu yeni annelik durumundan. Bunu az önce fark ettim, akşam eğlencesi sosyal medya mesaisi sırasına. Şöyle ki,
artık facebook bana sıkıntı vermeye başladı, hassas anne gruplarının bitmek bilmez grup terapi seansları, çalışkan eğitici anne gruplarının günlük sıkıcı aktivite planlamaları, üstüme üstüme geliyorlar. Normal insan ve normal paylaşım kalmadı sanki; ben de bakıyorum, ve hızlıca kaçıyorum.
Aslında uzatmayayım, sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bıktım artık, yeter be! Anne bloglarından, montessori aktivitelerinden, ek gıdaya geçiş, uyku eğitimi, en kahraman süper anne olmak için canhıraş mücadele eden ve hayatını buna adayan annelerden bıktım. Ben de onlardan biri oldum çıktım. Çocuklu arkadaşlarla başka birşey konuşmaz olduk, çocuktan önce ne düşünüp ne konuşuyorduk unuttuk. Ben artık ben değilim, bir girdapta dönüyorum, batıyorum batıyorum sanki. Bu nasıl bir tuzaktır yahu? Vallahi yazık, bu çocuklara da yazık. Sabah akşam çocuk ne yedi ne içti, ne kustu diye düşünen bir anne baba, ne sıkıcı bir aile! Çocuk olsam ilk fırsatta kaçardım, veya bizimki gibi iki yaş bunalımında tavan yapardım. "Bir düşün yakamdan kardeşim" derdim, bırakın kendi halime. Duyusal etkinlik keseleri olmadan öğrenemeyecek mi bu çocuk sıcağı soğuğu, serti yumuşağı? Renk kartları yapmadan renli birşey görmeyecek mi?
Günümüzde ebeveynlik de bir din haline geldi. Din halkların afyonudur! Evet, anne-babalık da öyle. Hem aklını hem elini kolunu bağlayan bir afyon. Kurtuluş mümkün mü, insan hem çocuğunu hem kendini sevebilir mi? Nasıl mümkün, bunu düşünmemiz gerekiyor.
Bunları düşünmek ve yazmak için iyi bir zaman olmayabilir. Nitekim önümüzdeki birkaç ayı tam zamanlı bebek bakımı mesaisi yaparak geçireceğim. Olsun, umuyorum üç-beş ay sonra daha normal bir hayata döndüğümde tekrar düşüneceğim bunları. Şimdilik bir süre daha sadece uyku eğitmi, pompa, meme, biberon, pış pış, şışşt şıışt olacak hayatımda. Bu sırada siz sevgili hain annelerin hertürlü soru ve sorunu için görüş bildirmeye hevesle hazırım.
2 Kasım 2014 Pazar
Yeniden!
Sevgili hamile dostları, ikinci bebek bekleme maceramla karşınızdayım. Görüldüğü gibi bebek beklemeye doymuyorum, daha iki yıl olmadan kardeş üretimi projesine girdik. Seri üretim her açıdan daha verimli olur dedik, birinci bebeğimiz çok ama çok tatlı, çok akıllı, bu da onun gibi olursa tadından yenmez dedik. İkinci kızımızı heyecanla bekliyoruz.
Şu anda 25. haftadayım. Birinciden farklı birşeyler duyar hissedersem yazayım bari diye açtım sayfayı. Bu blogu açmışım birincide, sonra öksüz gibi bırakmışım hamilelik bitmeden. Bu sefer bari üçüncü trimesteri yazayım da en azından bir tamam hamilelik hikayesi olsun diye düşünüyorum. Şimdiden kısa yoldan şunu söyleyeyim, herkesin bilip söylediğ şeyler: ikinci birinciden daha az stresli, ama daha yorucu geçiyor. Evde koşturan bebişin yaşı da önemli tabii, bizimli hala kucak istediği için "ay ben hamileyim, ayağımı uzatıp oturayım" nazları yapamıyorum.
Daha ayrıntılı malumatlarım olduğunda yine karşınızda olacağım. Şimdilik kızımın haftalardır ilk kez öğle uykusuna yatmış olmasının keyfini çıkarmak üzere hoşçakalın diyorum.
Şu anda 25. haftadayım. Birinciden farklı birşeyler duyar hissedersem yazayım bari diye açtım sayfayı. Bu blogu açmışım birincide, sonra öksüz gibi bırakmışım hamilelik bitmeden. Bu sefer bari üçüncü trimesteri yazayım da en azından bir tamam hamilelik hikayesi olsun diye düşünüyorum. Şimdiden kısa yoldan şunu söyleyeyim, herkesin bilip söylediğ şeyler: ikinci birinciden daha az stresli, ama daha yorucu geçiyor. Evde koşturan bebişin yaşı da önemli tabii, bizimli hala kucak istediği için "ay ben hamileyim, ayağımı uzatıp oturayım" nazları yapamıyorum.
Daha ayrıntılı malumatlarım olduğunda yine karşınızda olacağım. Şimdilik kızımın haftalardır ilk kez öğle uykusuna yatmış olmasının keyfini çıkarmak üzere hoşçakalın diyorum.
8 Şubat 2013 Cuma
Hamile Sohbetleri
Bugün hamile olmanın bir başka harika tarafı ile karşınızdayız sevgili okurlar. Bu dönemde sıkıcı kadın kalmıyor, özellikle de kadınlar arasındaysanız. Şimdi renk, dil, din, eğitim, sınıf, mahalle farkı olmadan tüm hemcinslerimizle sonsuza dek konuşabileceğimiz ortak bir konumuz var. Anlayacağınız hamilelik devrimci bir durum.
Hamileyseniz konuşma konusu bulma zorluğu çekmezsiniz. O sıkıcı iş yemeklerinden korkmazsınız örneğin. Az tanıdığın biriyle asansörde geçirilen, ve iki tarafın da ne diyeceğini bilemeden önüne baktığı, bir türlü geçmek bilmeyen saniyeler sorun olmaktan çıkar. Konuşacak konu her zaman vardır. Zaten yeni tanıştıklarımızla da eski dostlarımızla da aynı şeyleri konuşuyoruz bu günlerde, değişik katmanları ile de olsa. Konumuz göbek, veya bebek.
Teknik bilgilerle başlıyor sohbet. Kaç aylık, cinsiyet, ne kadar kilo alınmış sorulur önce, göbek büyüklüğü bir gözle tartılır. Sonra karşıdakinin tecrübe seviyesine göre çeşitli yönler alır konuşma. İlk aylarda bebeği pek düşünen olmuyor, kendimizle ilgileniyoruz. Yeme-içme, kılık kıyafet konusunda ipuçları paylaşılıyor (hafife almayalım lütfen, bu özellikle ilk aylarda çok önemli bir konu).
Zaman ilerledikçe bebek için alışveriş telaşı başlıyor, biberonundan yatağına yüz bin milyon değişik eşya edinmek gerekiyor. Bir de tabi bebeğimiz için en iyisini istediğimizden her bir eşya için uzun internet araştırmaları, forumlarda gezinmeler, ürün tanıtım videoları izlemeler derken uzun mesailer harcamış oluyoruz. Ama yetmiyor, iki kadın bir araya geldi mi bir fikir alışverişi daha yapılıyor. Yeni gelen bilgiler ışığında bütün kararlar yeniden gözden geçiriliyor. Çünkü hiçbirşey bilmiyoruz, karanlıkta devlerle savaşan cüceler gibiyiz, bilinmezlik karşısında çırpınıp duruyoruz. Sonra doğum anılarına geliyor sıra. Hastane hazırlıkları, sancılar, sezeryanlar, dikişler...Bitmiyor sohbetler.
Bütün bunlar olurken yanınızda hamile olmayan ve çocuksuz arkadaşlarınız varsa onların vay haline. Korkarım çoğu bu duygusal ve dengesiz hamile kadınları üzmemek için seslerini çıkarmıyor. Bazıları bir süre dayanıp sonra isyan ediyor. Artık onları çocuk yapmaya ikna edip bataklığa çekmek bizim elimizde. Belki bu uzayan sohbetlerin dışında kalmaktan bıkıp aramıza katılmaya karar verirler diye umuyoruz. Ve konuşmaya devam ediyoruz. Sahi, siz bebeğin yatağını nereden aldınız?
Hamileyseniz konuşma konusu bulma zorluğu çekmezsiniz. O sıkıcı iş yemeklerinden korkmazsınız örneğin. Az tanıdığın biriyle asansörde geçirilen, ve iki tarafın da ne diyeceğini bilemeden önüne baktığı, bir türlü geçmek bilmeyen saniyeler sorun olmaktan çıkar. Konuşacak konu her zaman vardır. Zaten yeni tanıştıklarımızla da eski dostlarımızla da aynı şeyleri konuşuyoruz bu günlerde, değişik katmanları ile de olsa. Konumuz göbek, veya bebek.
Teknik bilgilerle başlıyor sohbet. Kaç aylık, cinsiyet, ne kadar kilo alınmış sorulur önce, göbek büyüklüğü bir gözle tartılır. Sonra karşıdakinin tecrübe seviyesine göre çeşitli yönler alır konuşma. İlk aylarda bebeği pek düşünen olmuyor, kendimizle ilgileniyoruz. Yeme-içme, kılık kıyafet konusunda ipuçları paylaşılıyor (hafife almayalım lütfen, bu özellikle ilk aylarda çok önemli bir konu).
Zaman ilerledikçe bebek için alışveriş telaşı başlıyor, biberonundan yatağına yüz bin milyon değişik eşya edinmek gerekiyor. Bir de tabi bebeğimiz için en iyisini istediğimizden her bir eşya için uzun internet araştırmaları, forumlarda gezinmeler, ürün tanıtım videoları izlemeler derken uzun mesailer harcamış oluyoruz. Ama yetmiyor, iki kadın bir araya geldi mi bir fikir alışverişi daha yapılıyor. Yeni gelen bilgiler ışığında bütün kararlar yeniden gözden geçiriliyor. Çünkü hiçbirşey bilmiyoruz, karanlıkta devlerle savaşan cüceler gibiyiz, bilinmezlik karşısında çırpınıp duruyoruz. Sonra doğum anılarına geliyor sıra. Hastane hazırlıkları, sancılar, sezeryanlar, dikişler...Bitmiyor sohbetler.
Bütün bunlar olurken yanınızda hamile olmayan ve çocuksuz arkadaşlarınız varsa onların vay haline. Korkarım çoğu bu duygusal ve dengesiz hamile kadınları üzmemek için seslerini çıkarmıyor. Bazıları bir süre dayanıp sonra isyan ediyor. Artık onları çocuk yapmaya ikna edip bataklığa çekmek bizim elimizde. Belki bu uzayan sohbetlerin dışında kalmaktan bıkıp aramıza katılmaya karar verirler diye umuyoruz. Ve konuşmaya devam ediyoruz. Sahi, siz bebeğin yatağını nereden aldınız?
6 Şubat 2013 Çarşamba
Nihayet İnsanlık Öldü*
İnsanlık ölmüş kardeşler, artık hamilelere yer verme kibarlığını yapan kimse kalmamış. Daha önce yazdıklarımı geri alıyorum, yanılmışım. İnsanlar sadece ayaktalarsa hamilesiniz diye size sempati gösteriyorlar. Ancak, onlar oturuyor ve siz ayaktaysanız birden görünmez oluyorsunuz. Bir metrobüs ve çok sayıda metro yolculuğundan sonra bu sonuca varmış bulunuyorum.
Hamileliğimin bitmesine topu topu iki üç hafta kaldı, bir kez bile bu bahaneyle yer kapamadım, ona yanıyorum. Yanlış anlaşılmasın, gayet formumdayım, hamileyiz ama henüz ölmedik yani. İnsanlık öldü, o ayrı.
"Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre , uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık , dün hayata gözlerini yummuştur..." Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar
Hamileliğimin bitmesine topu topu iki üç hafta kaldı, bir kez bile bu bahaneyle yer kapamadım, ona yanıyorum. Yanlış anlaşılmasın, gayet formumdayım, hamileyiz ama henüz ölmedik yani. İnsanlık öldü, o ayrı.
"Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre , uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık , dün hayata gözlerini yummuştur..." Oğuz Atay- Tehlikeli Oyunlar
1 Şubat 2013 Cuma
34. Hafta
Bu hafta birinci görevimiz şişmek. Büyüyoruz, büyüyoruz. Bunun harika tarafı artık normal görünme şansımız olmadığı için en doğal güzelliğimizle, hiçbir güzelleşme çabası göstermeden salınmak ortalıkta. Pardon, "salınmak" derken tabii ki ördek gibi yürümeye çalışmaktan bahsediyorum. Yuvarlanmak da diyebiliriz.
Artık insanların tepkileri çok eğlenceli olmaya başladı. Göbeğime takılıp kalıyorlar, inanmaz gözlerle bakıyor, sankı içlerinden "bu halde neden sokağa çıktı?" diyorlar. Neşeyle, sanki sıfır bedenmişim gibi seke seke yürüyüp geçiyorum yanlarından. Fakat o sırada göbeğimi bir yere çarparsam bütün havam bozuluyor, ona dikkat etmek lazım.
Bu haftalarda kıymetini bilmediğim güzelim ikinci trimesterin mutluluğundan eser yok. Fakat bunun da iyi bir tarafı var, kapris yapmak için bahanemiz hazır. E ne yapalım yani, hamilelik dengesiz yapıyor insanı. Asıl üzüldüğüm bu günlerin geçecek olması. Doğumdan sonra bir süre lohusa gerginliği der idare ederiz de, sonra bahane kalmayacak.
Üstelik geçen gün gittiğim bebek bakım dersine göre bu bebekler sürekli alt değiştirme, giydirme, banyo yaptırma, emzirme, gaz çıkarma döngüsü içinde köle gibi çalışmanızı gerektiren yaratıklarmış. Yani hem daha çok ezileceğiz, daha çok yorulacağız, hem de hamile iken bize tanınan ayrıcalıklardan mahrum olacağız. Sorarım size, adalet bunun neresinde? Oysa bebiş şu anda zahmetsizce büyüyor, ağzı var dili yok. Bir taşıma derdi var, ona da bin kere razıyım. Hem böyleyken gerçekleşmeyen beklentilerin hayal kırıklığını yaşama ihtimali de yok. Herşeyin en güzelini hayal edebiliriz, mutlu bir beklenti ve merak içindeyiz. Oysa doğdu mu bitecek bu günler. O zaman gelsin kölelik, gelsin uykusuz günler, ev hapisleri. Gelsin gaz sancıları, huysuzluklar, sebepsiz ağlamalar...
Eh ne yapalım, kaşındık, bu bebişi orada kalmaya ikna etmenin yolu yok. Bizimki hazırlığa başlamış bile, biletini ayırtmış, bavullarını toplamış. Kendisi de pişman olacak, biliyorum. Ama bazı şeyleri yaşamadan bilmenin imkanı yok! Degil mi bebişcik? E gel de gör o zaman...
Artık insanların tepkileri çok eğlenceli olmaya başladı. Göbeğime takılıp kalıyorlar, inanmaz gözlerle bakıyor, sankı içlerinden "bu halde neden sokağa çıktı?" diyorlar. Neşeyle, sanki sıfır bedenmişim gibi seke seke yürüyüp geçiyorum yanlarından. Fakat o sırada göbeğimi bir yere çarparsam bütün havam bozuluyor, ona dikkat etmek lazım.
Bu haftalarda kıymetini bilmediğim güzelim ikinci trimesterin mutluluğundan eser yok. Fakat bunun da iyi bir tarafı var, kapris yapmak için bahanemiz hazır. E ne yapalım yani, hamilelik dengesiz yapıyor insanı. Asıl üzüldüğüm bu günlerin geçecek olması. Doğumdan sonra bir süre lohusa gerginliği der idare ederiz de, sonra bahane kalmayacak.
Üstelik geçen gün gittiğim bebek bakım dersine göre bu bebekler sürekli alt değiştirme, giydirme, banyo yaptırma, emzirme, gaz çıkarma döngüsü içinde köle gibi çalışmanızı gerektiren yaratıklarmış. Yani hem daha çok ezileceğiz, daha çok yorulacağız, hem de hamile iken bize tanınan ayrıcalıklardan mahrum olacağız. Sorarım size, adalet bunun neresinde? Oysa bebiş şu anda zahmetsizce büyüyor, ağzı var dili yok. Bir taşıma derdi var, ona da bin kere razıyım. Hem böyleyken gerçekleşmeyen beklentilerin hayal kırıklığını yaşama ihtimali de yok. Herşeyin en güzelini hayal edebiliriz, mutlu bir beklenti ve merak içindeyiz. Oysa doğdu mu bitecek bu günler. O zaman gelsin kölelik, gelsin uykusuz günler, ev hapisleri. Gelsin gaz sancıları, huysuzluklar, sebepsiz ağlamalar...
Eh ne yapalım, kaşındık, bu bebişi orada kalmaya ikna etmenin yolu yok. Bizimki hazırlığa başlamış bile, biletini ayırtmış, bavullarını toplamış. Kendisi de pişman olacak, biliyorum. Ama bazı şeyleri yaşamadan bilmenin imkanı yok! Degil mi bebişcik? E gel de gör o zaman...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)